20 03 2012

Nazım Hikmet - OYUNLARIM ÜSTÜNE 2

  Çağdaş piyeslerde monologların hemen hemen ortadan kalktığını düşündüm. Monologların geliştirilmesiyle, yeni bir açıdan işlenmesiyle iç dünyamızın sahnede baş rollerden birini oynayabileceğini keşfettim. "Ferhat'la Şirin"de bu icadımı gerçekleştirmeye çalıştım. "Yusuf'la Zeliha"da da aynı keşfin sevincini duydum. Ferhat'la Şirin'de, kahramanlar bir yandan birbirleriyle konuşuyor, bir yandan da akıllarından geçenleri birbirlerine değil, seyircilere söylüyordu. Kimi kere de, uzun bir süre, her biri yüksek sesle düşünüyordu. Sonra, kimi kere, kahramanlar, bir başlarına konuşuyorlardı kendi kendileriyle, yani klâsik monolog. Sonra, Yusuf'la Zeliha'da, Zeliha'nın üç tonda sesi, iç dünyasının üç ayrı monoloğunu söylüyor, Zeliha ağzını açmadan pantomima oynuyordu. O zamanlar daha magnetofon yoktu, belki vardı da benim haberim yoktu. Bundan dolayı bu üç sesi gramofon plağına yazdırmayı düşündüm. Bu keşiflerimden o kadar memnundum ki, hapisten çıkar çıkmaz ilk işim arkadaşlara bu iki piyesi okumak oldu. Okudum ve "Hafifçe sırıtarak" yüzlerine böbürlene böbürlene baktım. Birisi:  - İyi ama, dedi, bu senin marifeti, hem de âlâsını Sartre çoktan yaptı. Hapiste yatmanın kötülüklerinden biri de, dramyazarı için, dünyada, dramyazarlığı alanında olup bitenlerden haber alamaması. Ama dünya öylesine büyük ki, dramyazarları o kadar çok ki, bu alanda olup bitenlerin tümünden haber alamamak için hapse düşmek de şart değil. Yani Amerika'yı yeniden keşfetmek için tiyatro işlerinde, ille de hapislik gerekmiyor. Nitekim Moskova'ya geldikten sonra yazdığım bir iki piyeste de başı... Devamı

20 03 2012

Nazım Hikmet - OYUNLARIM ÜSTÜNE

  Nazım Hikmet OYUNLARIM ÜSTÜNE İlk tiyatroyu nerde, ne zaman gördüm? Karagöz de tiyatrodan sayılırsa, İstanbul'da gördüm, sünnet düğünümde sekiz yaşımda. Belki daha önce mahalle kahvesinde Ramazan gecelerinden bir gece seyretmişimdir Karagöz'ü, ama aklımda kalmamış. Meddah'ı da ilkönce sünnet düğünümde dinledim. O ilk Karagöz'ümle ilk Meddah'ımdan aklımda kalan bugün? Ak ve avuçiçi kadar perdenin öte yanında Karagöz'le Hacivat oynatan incecik değneklerin durup dinlenmeden uzanıp kısalan gölgeleri. Ne tuhaf, Karagöz'le Hacivat'ın perdedeki renkli hayaletleri değil de, değneklerinin bir silinip bir beliren gölgeleri kalmış aklımda. Neden? Karagöz'le Hacivat'ın kollarına, gövdelerine, külâhlarına takılıp onları oynatan değneklerin, o değneklerin arkasındaki göze görünmez Karagözcü'nün işi çevirdiğini, sekiz yaşımda değil elbet, ama on dokuzumda meselâ anladım da ondan mı? Belki de.  Peki, ya Meddah'tan aklımda ne var bugün? Yüzünü, gözünü hatırlamıyorum, anlattığı hikâye, yaptığı taklitler de büsbütün aklımdan çıkmış. Ama sesi kulağımda. Böyle sesleri, size bir şeyleri ille de beğendirmek, sizi memnun etmek, sizi güldürmek için çabalayan sesleri sekizimden altmışıma kadar boyuna duydum. Karagöz'le Meddah belki de tiyatrodan sayılmaz. Ama operet tiyatrodur. İlk opereti yine İstanbul'da Birinci Dünya Savaşı içinde, 915'te sanırsam, seyrettim. Bu bir Avusturya operetiydi. İstanbul'a turneye gelmişti. Baş aktrisi Miloviç adında belki Avusturyalı, belki Macar ama, hâlâ gözümün önünde, çok pembe, &... Devamı

20 03 2012

Muazzez İlmiye Çığ - Zaman Tüneli İle Geçmişte Sumer'e Yolcu

Muazzez İlmiye Çığ - Zaman Tüneli İle Geçmişte Sumer'e Yolcu |  görsel 1

Muazzez İlmiye Çığ   Zaman Tüneli İle Geçmişte Sumer'e Yolculuk KÜLTÜR BAKANLIĞI Ç O C U K / E D E B İ Y A T KÜLTÜR BAKANLIĞI YAYINLARI / 1520 Yayımlar Dairesi Başkanlığı Çocuk - Edebiyat - Dizisi / 134 - 6 ZAMAN TÜNELİ İLE GEÇMİŞTE SÜMER'E YOLCULUK Yazan: Resimleyen: Muazzez İlmiye ÇIĞ İbrahim TAPA © Kültür Bakalığı / 1993 ANKARA ISBN 975-17-1306-4 Yayımlar Dairesi Başkanlığı'nın 21.5.1993 tarih ve 928.1.1299 sayılı makam onayı gereğince ilk defa olarak 10.000 adet bastırılmıştır. Hassoy Matbaası ANKARA 1990'lı yıllar yalnız Türkiye toplumunda değil, tüm dünya coğrafyasında da ilginç oluşumların ve onlara bağlı gelişmelerin yaşandığı bir dönemdir. Bu dönemde Bakanlığımın politikasının özünü, demokratikleşme çabalarının toplumumuzda yaygınlaştırılması oluşturmaktadır. Çoğulcu, katılımcı, çağı yakalamış insanların ürünleri ile bütünleşmiş bir kültür politikası temellendirilmesi amaçlanmıştır. İnsanlığın geçirdiği büyük dönüşümlerin ve değerlerin arkasındaki kavramlar "Kitap" ve "Okumak"tır. Ne görselliğin gücü, ne de iletişimin durmak bilmeyen teknolojik gelişmeleri, bu iki kavramın insanlara özgü haz duygusu nedeniyle hiçbir zaman önemini yitirtemeyecek, özelliği ve önemi dünya durdukça sürüp gidecektir. İnsanlar, günlük yaşama biçimleri, dünyadaki olumlu olumsuz gelişmeler, etkileşimler, olaylar, üzüntüler ve sevinçler içinde düşünce üretip kendilerini yenileyecekler ve bu çabadan da hiçbir zaman vazgeçemeyeceklerdir. Bütün bu somut gerçeklerin yanında... Devamı

20 03 2012

Sabahattin Ali' nin Masalları / Yard.Doç.Dr.Bedri AYDOĞAN

  SABAHATTİN ALİ' NİN MASALLARI Yard.Doç.Dr.Bedri AYDOĞAN Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından günümüze yeni tarzı benimseyen edebiyatçılarımız, divan ve halk edebiyatımızdan çeşitli biçim ve ölçülerde yararlanmışlardır (1). Bu yararlanma sanatçıların dünya görüşleri ve belli ölçüde buna koşut olarak ortaya çıkan edebiyat anlayışlarına bağlı olmaktadır. Yeni edebiyat ürünlerinde divan ve halk edebiyatının izleri ya da etkilerine bazen motifler, bazen telmih öğeleri, bazen de onlara ait nazım biçimlerini kullanma biçiminde rastlanır. Bu edebiyatların olanaklarından yararlanma, yararlanılan öğelere baştan sona sadık kalmak biçiminde olmamıştır. Yeni tarzı benimsemiş sanatçılar o ögeleri çağcıl sanatın koşullarına uygun duruma getirerek kullanmışlardır.  Divan ve halk edebiyatımızdan yararlanan sanatçılardan biri de Sabahattin Ali'dir. Sabahattin Ali sanat hayatının ilk yıllarında Divan edebiyatına da uzak kalmamış ve "Terkib-i Bend Risalesi" , "Mesnevi", "Gazel Naziresi" başlıklı şiirleri yazmıştır" (2). Ancak Sabahattin Ali, divan edebiyatının gerçeklikten, hayattan, halktan uzaklığını ve çağını tamamlamış olduğunu gördüğünden bu edebiyatın etkisine kapılarını çabuk kapatmıştır.  Sabahattin Ali halk edebiyatının yukarıda anılan kusur ve eksikliklerden daha uzak olduğunu düşünür. Bu düşüncesi nedeniyle halk edebiyatını yararlanılabilecek bir kaynak olarak görür. Bununla birlikte halk edebiyatının da birçok geri tarafının olduğunun farkındadır. Halk edebiyatına ait öğeleri doğrudan doğruya almayı uygun b... Devamı

13 03 2012

Merwe'nin itibarı mı var? / Rıza Zelyut

  Merwe'nin itibarı  mı var?    Rıza Zelyut    Şimdi, iktidara yaranmak peşindeki medyadan, 'Merve'nin itibarı iade edilsin!' çağrıları yükseliyor. 18 Nisan 1999'da yapılan genel seçimlerde Fazilet Partisi'nden milletvekili seçilen Merve Kavakçı, TBMM'ye türbanla gelince protesto edilerek yemin etmesi engellendi. Mağdur gibi gösterilen Merve Kavakçı'nın milletvekilliğinin iptal edilmesi, başörtüsü yüzünden değil, sahtecilik nedeniyledir.    Çünkü o; Türkiye'de seçime girdiğinde Amerikan vatandaşı idi. Hükümetin daha sonra Houston Başkonsolosluğumuz aracılığıyla ABD Dallas Göç ve Vatandaşlık Bürosundan temin ettiği belgelere göre Merve Kavakçı, 5 Mart 1999 tarihinde Amerikan vatandaşlığına geçmişti. Bunun için de ABD çıkarlarını her şeyden üstün tutacağına ve her yerde savunacağına yemin etmişti. Türkiye tarafına haber ve bilgi vermeden ABD vatandaşı olduğundan... Amerikan çıkarları için çalışacağı üstüne yemin ettiğinden dolayı Merve Kavakçı Türk vatandaşlığından çıkartıldı.Yani; Merve Kavakçı'nın sorunu türbandan önce işte bu ABD vatandaşı olması sorunudur. Şimdi ona; 'ABD çıkarlarını her yerde her zaman Türkiye'nin çıkarlarından üstün tuttuğu için' ödül mü vereceğiz? Merve'nin itibarı; Amerikan çıkarlarını savunmak için yemin etmesi midir? Müslüman kardeşlerimiz bilsinler ki Merve'nin türbanı ile Esenler'de, konfeksiyon atölyesinki makineci kız... Devamı