24 03 2012

Zor günler / Nihat Behram

Zor günler / Nihat Behram |  görsel 1

http://www.yurtgazetesi.com.tr/icerik/6574/nihat-behram-zor-gunler.html Tekzip /... ...Kaynak : denizsuyukasesi.blogcu.com Devamı

24 03 2012

“Değirmen” Döner “Sırça Köşk” Durur / Harflere Bölünmüş Zaman /A

  “Değirmen” Döner “Sırça Köşk” Durur Yazmak bir yana, neden hikâye okumaktan hoşlandığımı kendime zaman zaman sorarım. Hele daha önce okuduğum, bildiğim hikâyeleri, neden durup durup okuyorum acaba? Neden ara sıra Anton Çehov’u, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, Sait Faik Abasıyanık’ı, Memduh Şevket Esendal’ı, Refik Halid Karay’ı ve daha birçok hikâyeciyi yeniden okumaktan kendimi alamıyorum, hatta hikâyelerini özlüyorum? Galiba hikâye denen şey bana ‘çikolata’ etkisi yapıyor. Bir-iki hikâye okuyorum, kısa bir süre için bir yazar tarafından yaratılmış bir âlemin içinde kayboluyorum, ruhum tatlanıyor, sonra kendi katı gerçekliğime, gündelik hayatıma dönüyorum; sanki okuduklarımla bir enerji kazanmışım da, her şeyi daha kolay halledebilirmişim gibi geliyor. Bu ‘özlem’ her hikâyeci için geçerli değil elbette, ama bazı hikâyeciler var ki, nasıl bir yazma büyüsüne sahiplerse, her okuyuşum yeni bir okuma serüveni haline geliyor. Sabahattin Ali hikâyelerinin tümü için bunu söyleyemem, ama bazıları örneğin “Yeni Dünya” ya da “Değirmen” ya da “Ses” hatırlamaktan bile haz aldığım, tekrar tekrar okuduğum hikâyeler. Okundukça tükenmiyorlar, aksine kunt bir hale geliyorlar. İyi bir hikâyenin de yaratacağı nihai duygu bu olsa gerek. Sabahattin Ali’nin hikâyelerini tekrar okuduğumda, Ali’nin etiyle, kanıyla, kalemiyle, her bir kelimesiyle bu ülkenin hikâyecisi olduğunu, bu toprağın yarattığı insanların esaslı bir parçası olduğunu bir daha düşünüyorum. Sabahattin Ali öleli 54 yıl oldu. Onun elli beş, altmış, hatta yetmiş yıl önce yazdığı hikâyel... Devamı

24 03 2012

SABAHATTİN ALİ' NİN MASALLARI / Yard.Doç.Dr.Bedri AYDOĞAN

  SABAHATTİN ALİ' NİN MASALLARI Yard.Doç.Dr.Bedri AYDOĞAN Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından günümüze yeni tarzı benimseyen edebiyatçılarımız, divan ve halk edebiyatımızdan çeşitli biçim ve ölçülerde yararlanmışlardır (1). Bu yararlanma sanatçıların dünya görüşleri ve belli ölçüde buna koşut olarak ortaya çıkan edebiyat anlayışlarına bağlı olmaktadır. Yeni edebiyat ürünlerinde divan ve halk edebiyatının izleri ya da etkilerine bazen motifler, bazen telmih öğeleri, bazen de onlara ait nazım biçimlerini kullanma biçiminde rastlanır. Bu edebiyatların olanaklarından yararlanma, yararlanılan öğelere baştan sona sadık kalmak biçiminde olmamıştır. Yeni tarzı benimsemiş sanatçılar o ögeleri çağcıl sanatın koşullarına uygun duruma getirerek kullanmışlardır.  Divan ve halk edebiyatımızdan yararlanan sanatçılardan biri de Sabahattin Ali'dir. Sabahattin Ali sanat hayatının ilk yıllarında Divan edebiyatına da uzak kalmamış ve "Terkib-i Bend Risalesi" , "Mesnevi", "Gazel Naziresi" başlıklı şiirleri yazmıştır" (2). Ancak Sabahattin Ali, divan edebiyatının gerçeklikten, hayattan, halktan uzaklığını ve çağını tamamlamış olduğunu gördüğünden bu edebiyatın etkisine kapılarını çabuk kapatmıştır.  Sabahattin Ali halk edebiyatının yukarıda anılan kusur ve eksikliklerden daha uzak olduğunu düşünür. Bu düşüncesi nedeniyle halk edebiyatını yararlanılabilecek bir kaynak olarak görür. Bununla birlikte halk edebiyatının da birçok geri tarafının olduğunun farkındadır. Halk edebiyatına ait öğeleri doğrudan... Devamı

20 03 2012

Bertolt Brecht ve Türk Tiyatrosuna Etkileri

BERTOLT BRECHT HAYATI, OYUNLARI,TİYATRO ANLAYIŞI VE TÜRK TİYATROSUNA ETKİLERİ  "Bertolt Brecht : 1898-1956 yılları arasında yaşamış, tiyatronun işlevini politize eden bir estetiğin, Epik tiyatronun kurucusu, oyun yazarı, yönetmen ve şair. " Herhangi bir tiyatro ansiklopedisinde Brecht hakkında karşımıza çıkabilecek bilgiler bu şekilde özetlenebilir. Brecht anıldığında akla ilk gelen Epik Tiyatro kavramı ve bu kavramla ilişkili bir takım tanımlamalardır : özdeşleşme yerine, yabancılaştırma; duygu yerine, akıl ; büyüleyen yerine , anlatan bir tiyatro. . .  Epik Tiyatronun sınırları en belirsiz,en kaba tanımı şöyledir : "İnsanların toplu eylemlerinin -savaş, çıkar kavgaları, tarihsel olaylar, çağdaş sorunlar-örneklendirildiği ve tartışıldığı tiyatro. " Bu tiyatro anlayışında Yabancılaştırma biricik koşuldur ve tiyatronun oyunculuk, reji, dekor, müzik vb. bütün öğelerine nüfuz etmelidir.  Brecht Yabancılaştırma kavramını ilk kez 1936'da yazdığı "Çin Oyununda Yabancılaştırma Etkileri" adlı yazısında kullanmıştır. Getirdiği tanımlama ise şöyledir : "Anlaşılması amaçlanan olgunun, alışıldık bildik olandan soyutlanarak, şaşırtıcı, beklenilmedik olana dönüştürülmesi. " Böylece seyirci oyunu izlediği bilincini yitirmeden sahnede gösterilenler üzerine düşünme olanağını bulur.  Toplumsal kavgaların ve dönüşümlerin çok ani yaşandığı, gündelik hayata da, sanata da doğrudan etkide bulunduğu bir dönemde yaşamış ve yazmış olan Brecht; tiyatro anlayışını sürekli gözden geçirmek zorundadır. Tiyatro yapmasının koşulları sürekli değişmektedir. O'nun farklı tarihlerde yazılmış iki yazısını okuduğumuzda, iki ayrı yazarın polemiğiyle karşılaşıyor gibiyizdir. Yani, Brecht, Brecht'i yadsıyacak... Devamı