29 05 2012

ORHAN KEMAL KİTAPLARININ İLK BASIM YILLARI

    No Adı İlk Basımı Yazım Tarihi   1) Baba Evi Ocak 1949     2) Avare Yıllar 1950 (1949)   3) Ekmek Kavgası Kasım 1950 (1949)   4) Sarhoşlar Nisan 1951 (1949)   5) Cemile Ekim 1952     6) Çamaşırcının Kızı Mart 1952     7) Murtaza 1952     8) Bereketli Topraklar Üzerinde 1954     9) 72.Koğuş İstanbul 1954 (1953) 10) Grev 1954   11) Arka Sokak Nisan 1956   12) Suçlu 1957 (Unkapanı 1956) 13) Babil Kulesi 1957   14) Serseri Milyoner 1957   ... Devamı

17 04 2012

Toplumcu Gerçekçi Eserler (Toplumsal Gerçekçiler)

  Toplumcu Gerçekçi Eserler (Toplumsal Gerçekçiler) Türk edebiyatında toplumcu gerçekçilik, 1930′lardan 1980′lere kadar özellikle roman alanında varlığını güçlü bir biçimde sürdürmüştür. Toplumcu gerçekçi bakış doğrultusunda işçilerin, dar gelirlilerin dünyası, köydeki yaşam tarzı sunulmuş, köyden kente göçün ortaya koyduğu sorunlar, toplumcu dünya görüşüne uygun olarak sergilenmiştir.  1930′larda üretilen Anadolu insanının gerçeğini, toplumsal değişimle yaşanan sancıları anlatan öyküler ve romanlar, toplumcu gerçekçi edebiyatın kuruluşunun ilk örnekleri niteliğindedir. Sabahattin Ali, özellikle Anadolu’ya yönelme ve ne anlattığı kadar nasıl anlattığına da önem veren nitelikli roman ve hikâyeleriyle toplumcu gerçekçilerin öncülerden biridir. Toplumcu gerçekçi eser veren yazarların bir bölümü özellikle köy sorunlarına yönelmişlerdir.Tanzimat döneminde Nabizade Nazım’ın Karabibik kitabıyla başlayan köye yönelmenin ilk başarılı örnekleri Ebubekir Hazım Tepeyran’ın “Küçük Paşa” ve Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu adlı yapıtlarıyla Milli Edebiyat döneminde verilmiştir. 1950′li yıllarda Köy Enstitülü yazarların çabalarıyla köy olgusu romanlarda daha farklı bir şekilde ele alınmaya çalışılmıştır. Köy Enstitülerinde yetişen köy kökenli yazarlar konularını daha çok toprağa bağlı insanların hayatlarından alan eserler yazmışlardır. Anadolu köy ve kasabalarına yönelmişlerdir.  Mahmut Makal’ın 1950′de köy notlarını içeren “Biz... Devamı

17 04 2012

TÖS GENEL BAŞKANI FAKİR BAYKURT'UN KAPANIŞ KONUŞMASI

  Devrimci Eğitim Şûrası'm düzenliyen ve bu girişimin her türlü yükünü taşıyan Türkiye Öğretmelner Sendikası'nı bu başarılı çalışması için gönülden kutlamak gerekir. Bildiri oya sunuldu. Ayakta yapılan alkışlarla ve oybirliğiyle kabul edildi. Oturum başkanı Cemal BAŞBAY: "— Türk Edebiyatçılar Derneği delegesi Can Yücel'in bir önergesi vardır. Okutuyorum." Can YÜCEL önergesini okudu; "— Şûra toplantısının sona ermesinden önce, devrimci mayasını ortaya koymuş olan Şûramızın bu niteliğini ele güne duyurmak ve kendi içinde pekiştirmek üzere and içmesini saygılarımla öneririm." Andın metni okunarak, kapanış konuşmasından sonra hep bir ağızdan and içilmesi oya konuldu ve oybirliğiyle kabul edildi. Oturum başkanının çağrısı üzerine kürsüye gelen Genel Başkan Fakir BAYKURT kapanış konuşmasmı yaptı: GENEL BAŞKAN FAKİR BAYKURTTJN KAPANIŞ KONUŞMASI Değerli arkadaşlarım, Devrimci Eğitim Şûrası, beş gün süren çalışmalarını bitirmiştir. Şûranın ilk günü Biga'dan telgraf gönderen yurttaşımızın dilekleri yorucu ve dikkatli çalışmalar sonunda saptanmıştır. Şûranın ilk günündeki ilgi son günün bu saatine kadar devam etmiş ve umutlarımız gerçekileşmiştir. Şûra, başından sonuna kadar eğitim sorunlarını mantıklı bir açıdan ele almış ve bütün araştırma, eleştirme ve tartışma olanaklarını kullanarak bu sonuçları ortaya koymuştur. Huzurunuzda böyle bir Şûranın kapanış konuşmasını yaparken, Milli Eğitim Bakanlığının 1969 Mayısında toplayacağını kısa süre önce açıkladığı "8. Milli Eğitim Şûrası"na da b... Devamı

24 03 2012

“Değirmen” Döner “Sırça Köşk” Durur / Harflere Bölünmüş Zaman /A

  “Değirmen” Döner “Sırça Köşk” Durur Yazmak bir yana, neden hikâye okumaktan hoşlandığımı kendime zaman zaman sorarım. Hele daha önce okuduğum, bildiğim hikâyeleri, neden durup durup okuyorum acaba? Neden ara sıra Anton Çehov’u, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, Sait Faik Abasıyanık’ı, Memduh Şevket Esendal’ı, Refik Halid Karay’ı ve daha birçok hikâyeciyi yeniden okumaktan kendimi alamıyorum, hatta hikâyelerini özlüyorum? Galiba hikâye denen şey bana ‘çikolata’ etkisi yapıyor. Bir-iki hikâye okuyorum, kısa bir süre için bir yazar tarafından yaratılmış bir âlemin içinde kayboluyorum, ruhum tatlanıyor, sonra kendi katı gerçekliğime, gündelik hayatıma dönüyorum; sanki okuduklarımla bir enerji kazanmışım da, her şeyi daha kolay halledebilirmişim gibi geliyor. Bu ‘özlem’ her hikâyeci için geçerli değil elbette, ama bazı hikâyeciler var ki, nasıl bir yazma büyüsüne sahiplerse, her okuyuşum yeni bir okuma serüveni haline geliyor. Sabahattin Ali hikâyelerinin tümü için bunu söyleyemem, ama bazıları örneğin “Yeni Dünya” ya da “Değirmen” ya da “Ses” hatırlamaktan bile haz aldığım, tekrar tekrar okuduğum hikâyeler. Okundukça tükenmiyorlar, aksine kunt bir hale geliyorlar. İyi bir hikâyenin de yaratacağı nihai duygu bu olsa gerek. Sabahattin Ali’nin hikâyelerini tekrar okuduğumda, Ali’nin etiyle, kanıyla, kalemiyle, her bir kelimesiyle bu ülkenin hikâyecisi olduğunu, bu toprağın yarattığı insanların esaslı bir parçası olduğunu bir daha düşünüyorum. Sabahattin Ali öleli 54 yıl oldu. Onun elli beş, altmış, hatta yetmiş yıl önce yazdığı hikâyel... Devamı