29 05 2012

Konya basın tarihine ışık tutacak mektuplar

 

Seyit Küçükbezirci
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Konya basın tarihine
27 Haziran 2011 09:42

Konya basın tarihine ışık tutacak mektuplar

Bilimin, sanatın, kültürün bilinmeyenlerine, ya da unutulanlara ışık tutması bâbında“mektuplar” o kadar önemli ki…

Yazı denizlerinde yüzmeye başladığım 1958 yılından bu yana; 50 yıl çoktan geride kaldı… Merdivenin son basamaklarını çıkmakta olduğumun, “eteklerimde güneş rengi bir yığın yaprağın” farkındayım. Lâkin bu unutulmaz şiirin son mısrasında olduğu gibi “havaya ağlayarak…” bakmak istemiyorum… Binlerce kitabımı, tonlarca kupürümü, üst üste konduğunda boyumu geçen yazılarımı içgüdüsel müthiş bir çabayla, güvenceye almaya çalışıyorum. Ve “Onlar”a, yüzyıllarca oturacakları güvenli bir sığınağı,“gitmeden evvel” mutlaka bulacağım…

İşte, bu cümleden olarak, bendeki mektupları da peyderpey hafızalara, arşivlere emanet etmek dileğiyle yayınlıyorum…

 

1958 yılı aralığında, Özdemokrat Konya Gazetesi’nde, “Konya Folkloru” tefrikası ile ünlü folklorcu rahmetli Cahit Öztelli’nin referansıyla “yazı denizleri”ne dalmıştım. Çocuk yaşta (16) çok övüldüm, çok desteklendim… 1959’da “Konya Oturak Alemleri Türküleri”ni derlemeye başladım; amacım Konya oturak alemleri bâbında ilk kitabı yazmak. Bu minval üzere seğirtirken, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi sahibi “has Konyalı” İhsan Hınçer’e başvurdum. Lütfetti, bildiklerini yazdı.

Yayınımızın ilk mektubu, rahmetli İHSAN HINÇER’den…

***

“KONYA OTURAK ÂLEMLERİ”Nİ İLK ROMANLAŞTIRAN

“İLHAN FAHRİ DEMİR” ASLINDA “ORHAN KEMAL”DİR

Mektup / 18.10.1959 İstanbul

 

Kardeşim Seyit KÜÇÜKBEZİRCİ,

Mektuplarını aldım. Sana bu konuda faydalı olmak için tam bir kaynak gösteremeyeceğim. Ancak bundan 30 sene kadar evvel Konya’da çıkan Ocak veya IŞIK adında bir dergide Oturak Âlemleri ve orada söylenen türküler hakkında bir yazı serisi çıkmıştı. Bu yazı serisini Nâzım Ermeral ismindeki zat Muhlis Koner'le çıkardıkları Selçuk gazetesinden ayrıldıktan sonra yayınladığı büyük boydaki haftalık veya haftada iki defa çıkan bir gazetede tefrika etmişti. Tabiî naklen. Bu gazetelerden ben kesip saklamıştım. Bir türlü bulamadım. Mektubum onun için gecikti.

Tahminen bu gazete 1942-1947 arasında çıktı. Dergi ise eski Türkçe zamanında veya yeni Türkçe yeni çıktığı zaman.

Konya'da Celâl Kişmir veya Mehmet Önder bu iki mevkuteyi de bulup sana temin edebilirler kanaatindeyim.

Bundan üç yıl evvel romancı Orhan Kemal bana geldi. Konya oturak Âlemleri hakkında bir roman istediğini bir gazete sahibi ile birlikte ifade etti. Ricaları üzerine bildiğim kadarını kendilerine anlattım. O roman içinde bundan faydalanacağını söyledi. Ben de bu romancı sanatkâr sol olduğu için Konyalıların aile yapısına ve din mukaddesatlarına dokunmadıkları sola istismar edilmeyeceği vaadini alarak yukarıda anlattığımı söylediğim hususları belirttim. Roman İstanbul'da Son Saat Gazetesi’nin GÜNDÜZ adiyle çıkmaya başlayan sayılarında tefrika edildi. Orhan Kemal, İlhan Fahri Demir müstear adını kullandı. Gazetede takip edemedim. Roman halinde çıkınca da kapağını pek rezilce buldum. Alıp okumadım. Senin ısrarlı mektubun üzerine iki nüsha istedim. Birini sana gönderdim. Biri de bende, fakat okumaya fırsat bulamadım.

Gerek Konya gazetelerinde türkülerin hikâyeleri ve gerekse Anahtar’da çıkan yazılarını okuyorum. İyi yoldasın. Muvaffak olacaksın. Fakat bizim 122. sayımızda çıkan Konur Daylak-Goğur Daylak türküsü hakkındaki yazında bu kelime değişikliğini ve mânasını izah etmemişsin. Mahallî tâbir ve deyimler notlarla izah edilir se daha başarılı olur. Konya'da "buhur deve türküsü de vardır. Bu buhur erkek deve manasına gelir. Böyle olacak sanırım. Daylak da erkek deve genci demektir. Mecazi olarak serazat mânasına da gelir.

Gözlerinden öper, yolunda sebatla devam etmeni dilerim; İstikbalde iyi bir folklorcu olacağın şüphesizdir. Şimdiki derlemelerin dahi bir hazine değerindedir. Tebrik ederim.

 

Lütfen dikkat: İhsan Hınçer; Konya’nın “has evlatlarından…” “Oğlakçılar" adlı tanınmış bir sülaleden... “Ekmeğinin peşinden” İstanbul’a gitti; “İki koltuk değneği ve tek bir bacak”la Türkiye'nin en muhteşem “Folklor külliyâtı”nı 31 yılda oluşturdu; Türk kültürüne armağan etti. “Türk Folklor Araştırmalı Dergisi”1949’dan Ocak 1980’e kadar, 31 yıl boyunca 366 sayı yayınlandı. Tam 8905 sayfa; 19 cilt… Adı caddelere, okullara, parklara verilmeli; ama bizde o “vefa” ne gezer…

***

MEHMET ÖNDER’DEN “KONYA BASIN TARİHİ”NE KATKILAR SUNAN BİR MEKTUP

 

Aziz Konya'nın bugünkü haline gelmesi için büyük çabalar gösteren gazetelerin dergilerin; onların yazarlarının 40/50 yıl sonra yeniden hatırlanması için çalışıyordum… O aziz insanların çoğu Musalla'daydı, Üçler'deydi. Muhteşem fikir, sanat ürünlerini içinde barındıran mesela Babalık, Ekekon, Selçuk ortalıkta yoktu… Üzgünlüğüm ve ümitsizliğim gün geçtikçe çoğalıyordu. Konya’nın her şeyine âşık MEHMET ÖNDER’e başvurdum. Cevap gecikmedi; ünlü âlim, rahmetli Mehmet Önder'den…

 

Mektup / Ankara: 18 Ocak 1990

“15 Ocak 1990 tarihli YENİ MERAM Gazetesinde "Gömü Peşinde Seğirdirken" başlıklı sohbet yazınızı zevkle okudum. Ekekon Gazetesinin peşinde olduğunuzu söyleyerek, bu gazeteye yıllarını verenlerle konuşmalar yapacağınızı söylüyorsunuz. Siz benimle görüşmeden ben size yazıyorum:

Bilindiği gibi, Ekekon Gazetesi, C.H.P’nin yayın organı olarak, 14 Mart 1935 perşembe günü, kendi adıyla kurulan matbaada çıkmaya başlamıştır. Sahibi, o zamanlar Konya Belediye Başkanı olan eski Konya Milletvekili Şevki Ergün, başyazarı da gazeteci Ziya Çalık'tı. Önce gündelik, daha sonra günaşırı, çok sonraki yıllar da haftada üç gün yayınlanmaktaydı. Ben, Ekekon Gazetesinin tüm koleksiyonunu didik didik araştırdım. Babalık Gazetesinden sonra Ekekon, gerçekten Konya’nın bir Kültür hazinesiydi. Birçok tanınmış yazarlar, edipler, araştırıcılar Ekekon Gazetesinde makaleler yayınlamışlardır.

Ben "Ekekon Gazetesinde ilk yazımı 1942 yılında lise öğrencisiyken yayınladım. O zaman gazetenin başyazarı rahmetli M. Muhlis Koner, idare Müdürü de yine rahmetli Edip Nazım Ermeral’di. Şimdiki Vakıf İş Hanının bulunduğu, yerdeki matbaaya yazımı götürdüm. Edip Nazım yazıma şöyle bir göz attı: Aferin. Hiç te fena değil, dedi. Bir kaç gün sonra yazım gazetede çıktı. Çıkış o çıkış… Ondan sonra sürekli yazmağa başladım. Bir ara gazetede fiilen de çalıştım. Gazetenin sahipliğini aile dostumuz rahmetli ağabeyim Avukat Besim Ergun üstlenmişti. 1946 yılı Mayısında beni 50 lira ücretle gazetenin yazı işlerinde görevlendirdi. O zamanlar öğretmen Namık Ayaş muhabirimizdi. Eski bir asker olan rahmetli Basri Gökkaya hem yazı yazar hem de gazetenin tashihlerini yapardı. Şair ve edip M. Nedim Güntel devamlı yazarlar arasındaydı. Mustafa Ataman Bey de gazetenin baş redaktörü ve başmürettibi idi. Ben, bir süre gazetede fiili çalıştıktan sonra ayrıldım. Yerime Celaleddin Kişmir geldi. Celal, gazete kapanıncaya kadar birkaç yıl Ekekon’da çalıştı.

Ekekon’un tam ve mükemmel bir koleksiyonu Besim Ergun Bey’in elindeydi. Vefatından bir yıl kadar önce, Ankara’da beni buldu. Elindeki koleksiyonu, Milli Kütüphane’ye götürmüş, almamışlar. Aracı olmamı rica etti. Milli Kütüphane Genel Müdürü’yle görüştüm. Koleksiyon, böylece Milli Kütüphane’ye girdi. Keşki Konya kütüphanelerinde kalsaydı, diye her zaman yakınırım.

Gözlerinizden öper, saygılar sunarım Sayın Küçükbezirci.”

92
0
0
Yorum Yaz