31 05 2012

Türk Sinemasının Politik Halleri / Melih Altınok

  Yusuf'un Son Baharı Uğur Sarıcan (15.01.2009)   Özcan Alper’in yazıp yönettiği ve yurtiçi-yurtdışı birçok festivale katılan filmi “Sonbahar”, dingin seyirli bir hüzün tablosu. Karşımızda bildik bir eve dönüş öyküsü var. Karakter, yaşadığı acılar ve sancılı yılların ardından evine döner. Beraberinde, umutlarını solduran, kavgasını yıldıran, heyecanını ve gözlerindeki ateşi söndüren o yılların izlerini ve sürekli geri sayan ölüm takvimini getirmiştir.   Yönetmen, beklendiği gibi karakterin iç hesaplaşmasına yoğunlaşmak yerine, insan bu durumda nasıl yaşar, nasıl sürer bu günleri konusu üzerinde duruyor. Yusuf’un sürekli düşünceli hali, annesiyle olan ilişkisi, arkadaşı Mikhail ile konuşmaları olağanca doğallığıyla aktarılıyor perdeye. Her an duygu sömürüsü içerebilecek, sulu sepken sahnelere kayılabilecek bir öykü bu. Fakat Alper bu tuzağa düşmüyor, stilist bir anlayışı benimseyerek ve gayet yerinde bir tavır takınarak öyküsünü izleyicinin gözüne sokmak yerine, filmin alt metninde oluşturmayı başardığı ağır atmosfer sayesinde çok etkili ve yoğun bir hüzün dalgası yaratıyor. Öykü böylelikle, izleyiciyi kırmadan, incitmeden, sömürmeden, ruhunu kavrayıp sürüklüyor.     Yönetmenin filme yer yer serpiştirdiği yerel oyuncular gayet başarılı. Zaman zaman mizah duygusunu canlandırmalarıyla filmin akışı kolaylaşıyor ve izleyicinin filmle kurduğu empati güçleniyor. Filmin art alanında yer alan köyler ve dağlar, bu coğrafyanın sakinleri, sürüp giden hayatın resmedilmesi geleneksel bir tadı yansıtsa da, karakterin duruşu, yaban... Devamı

31 05 2012

Şükrü Argın ile Söyleşi:

  Şükrü Argın ile Söyleşi: "Edebiyat 12 Eylül'ü Kalben Destekledi" (02.08.2008) Son yıllarda tartışılageldiği üzere, 12 Mart döneminin kendi edebiyatını yarattığı söylenirken, 12 Eylül dönemi açısından aynı saptama pek yapılamadı. Hatta, 1980’lerin ikinci yarısında Belge Yayınları’nın yayınladığı seri kitaplardan hareketle, yeren bir dille ‘hapishane edebiyatı’ndan söz edildi. Sence böyle bir ikilik kurulabilir mi, ya da bu, iki ana dönemin edebiyata yansımaları açısından anlamlı bir çerçeve oluşturulabilir mi?   Şüphesiz 12 Mart’ın ‘kendi edebiyatını yarattığı’ iddiası tartışma götürür; zira bu, nicelikten çok nitelikle ilgili bir iddiadır. Ancak 12 Mart’ın edebiyata 12 Eylül’den daha çok yansımış olduğu şüphe götürmez bir gerçek. 12 Eylül’le ilgili, özellikle de 12 Eylül hapishanelerinde yaşananları konu edinen kitap sayısı belki de 12 Mart’ınkinden çok daha fazladır, bilemiyorum. Fakat bunların çoğu bizzat bu olayları yaşamış insanların kaleme aldığı ve doğallıkla, edebiyatın kaldıramayacağı dozda gerçeklik içeren metinlerdir. Yani, edebi değerlerinden çok, tarihsel anlamları sebebiyle yayınlanmış kitaplardır. ‘Hapishane edebiyatı’ diye nitelenmeleri ve bu şekilde edebiyatın anayurdundan sürülmeleri büyük ölçüde buna bağlı olmalı. Oysa 12 Mart’ta durum böyle değildi. 12 Mart kendine edebiyatın odağında yer bulmuş bir olaydı. Dolayısıyla, 12 Eylül’ün -bu anlamda- edebiyatın aynasında pek yansımadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Başka bir deyişle, edebiyatımız 12 Eylül karşısında, içinde yer aldığı toplumun genel sükûtunu p... Devamı

30 05 2012

BEN BİR APTALIM / Müjdat GEZEN

  BEN BİR APTALIM Müjdat GEZEN   Buna karar verdim. Çünkü akıllı biri olsam: AKP’ nin yanında olduğumu, Recep Tayyip Erdoğan’dan başka büyük olmadığını ülkemde on iki milyondan fazla açlık sınırında insan bulunmadığını, üç milyon işsiz olmadığını, emekli ve işçilerin refah içinde olduğunu, yakında Avrupa Birliği’ne gireceğimizi, AKP hükümetinin muhteşem bir hükümet olduğunu söyleyip, istediğim kanalda en iyi parayla istediğim işi bulup, reklam filmlerinde boy göstererek, acayip para kazanır gül gibi geçinirdim. Oysa ben bankadan kredi alabilmek için oturduğum evi ipotek ettirip, bu parayla okul yaptırıyorum ve AKP karşıtı olduğum için de tehditler alıyorum… Bana bakın satılmışlar… Bana bakın AKP uşakları ve popo yalayıcıları… Benim korumalarım yok, zırhlı arabalarım yok, silahım yok… Daha doğrusu ben böyle zannediyordum… Ama varmış. Bu ülkede gerçek Atatürkçü gençler varmış. Gerçek onurlu insanlar varmış. Öğrencilerim dışında yürekli pek çok öğrenci varmış… Elli yıldır kimseyi kandırmadığımı, düşüncelerim uğruna hapis yattığımı ve tek çıkarımın onların çıkarı olduğunu bilen kitleler varmış. “Mış” demem haksızlık olur. Biliyordum. Ama bu denli atik davranacaklarını bilmiyordum… Aldığım riyasız telefonlar, fakslar, mailler satılmışları çok azınlıkta bıraktı… Size başbakan sofrasında yemek yiyip “haklısınız efendim” diyen sanatçılar mı lazım?... Ben onlardan değilim. Size popo yalayıcı, suya sabuna dokunmayan “siz bilirsiniz efendim” diyen sanatçılar mı lazım? Ben onlardan değilim. Size korkak ürkek “aman parama dokunmayın” diyen sanatçılar mı lazım? Be... Devamı

30 05 2012

HAZİRANDA ÖLMEK ZOR / Hasan Hüseyin

  HAZİRANDA ÖLMEK ZOR                                              orhan kemal'in güzel anısına     işten çıktım  sokaktayım          elim yüzüm üstümbaşım gazete     sokakta tank paleti  sokakta düdük sesi  sokakta tomson          sokağa çıkmak yasak     sokaktayım  gece leylâk         ve tomurcuk kokuyor  yaralı bir şahin olmuş yüreğim  uy anam anam  haziranda ölmek zor!     havada tüy  havada kuş  havada kuş soluğu kokusu  hava leylâk         ve tomurcuk kokuyor  ne anlar acılardan/güzel haziran  ne anlar güzel bahar!  kopuk bir kol sokakta                çırpınıp durur     çalışmışım onbeş saat  tükenmişim onbeş saat  acıkmışım yorulmuşum uykusamışım  anama sövmüş patron         ter döktüğüm gazetede  sıkmışım dişlerimi  ıslıkla söylemişim umutlarımı               susarak söylemişim  sıcak bir ev özlemişim  sıcak bir yemek  ve sıcacık bir yatakta           ... Devamı

29 05 2012

Konya basın tarihine ışık tutacak mektuplar

  Seyit Küçükbezirci     Konya basın tarihine 27 Haziran 2011 09:42 Kucukbezirci@memleket.com.tr Konya basın tarihine ışık tutacak mektuplar Bilimin, sanatın, kültürün bilinmeyenlerine, ya da unutulanlara ışık tutması bâbında“mektuplar” o kadar önemli ki… Yazı denizlerinde yüzmeye başladığım 1958 yılından bu yana; 50 yıl çoktan geride kaldı… Merdivenin son basamaklarını çıkmakta olduğumun, “eteklerimde güneş rengi bir yığın yaprağın” farkındayım. Lâkin bu unutulmaz şiirin son mısrasında olduğu gibi “havaya ağlayarak…” bakmak istemiyorum… Binlerce kitabımı, tonlarca kupürümü, üst üste konduğunda boyumu geçen yazılarımı içgüdüsel müthiş bir çabayla, güvenceye almaya çalışıyorum. Ve “Onlar”a, yüzyıllarca oturacakları güvenli bir sığınağı,“gitmeden evvel” mutlaka bulacağım… İşte, bu cümleden olarak, bendeki mektupları da peyderpey hafızalara, arşivlere emanet etmek dileğiyle yayınlıyorum…   1958 yılı aralığında, Özdemokrat Konya Gazetesi’nde, “Konya Folkloru” tefrikası ile ünlü folklorcu rahmetli Cahit Öztelli’nin referansıyla “yazı denizleri”ne dalmıştım. Çocuk yaşta (16) çok övüldüm, çok desteklendim… 1959’da “Konya Oturak Alemleri Türküleri”ni derlemeye başladım; amacım Konya oturak alemleri bâbında ilk kitabı yazmak. Bu minval üzere seğirtirken, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi sahibi “has Konyalı” İhsan Hınçer’e başvurdum. L&u... Devamı